TÜRKİYE ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİ X. TEKNİK KONGRESİ/13 Ocak 2025/ANKARA

13.01.2025

Değerli Meslektaşlarım, Değerli Hocalarım, Değerli Konuklar

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum.

Ziraat Mühendisleri Odamız tarafından ilki 1965 yılında yapılan ve her 5 yılda bir düzenlenen Ziraat Mühendisliği Teknik Kongresi’nde aranızda bulunmaktan ve sizlere seslenme olanağı bulmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bu yıl onuncusu gerçekleştirilen bu etkinlikte bizleri buluşturan Kongre Bilim Kurulumuza, görüşlerini bizimle paylaşacak bilim insanlarına, Ziraat Mühendisleri Odamızın yöneticilerine, Oda çalışanlarına ve organizasyonda emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Değerli Meslekdaşlarım,

Biliyorsunuz, bu yıl Birliğimiz TMMOB ’de 70 yaşına girdi.

Tam 70 yıl önce, ülkedeki 8.000 mühendis ve mimarı kapsayan ve içinde Ziraat Mühendisleri Odasının da bulunduğu 10 meslek odasıyla yola çıkan TMMOB, bugün 24 meslek odası, 231 Şube, 673 İl Temsilciliği, 399 İlçe Temsilciliği, 48 İl Koordinasyon Kurulu, 121 farklı disiplinden 700.000’i aşkın mühendis mimar ve şehir plancısı ile mücadelesini sürdürüyor.

Teoman Öztürk Öğrenci Evimizde Birliğimizin 70. Yılını kutladığımız 19 Ekim günü konuşmama şöyle başlamıştım:

“TMMOB ‘ye dair hangi cümleyi kurarsak kuralım, ne anlatırsak anlatalım söyleyeceğimiz her şey eksik kalacaktır.

Çünkü TMMOB demek memleket demektir.

Çünkü TMMOB demek 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin 70 yılına tanıklık demektir.

Ülke tarihimizde içinde umut olan, içinde aydınlık olan, içinde emek olan ne varsa TMMOB o olayın mutlaka parçasıdır.” Demiştim.

Evet sevgili arkadaşlar, Ne büyük bir mutluluktur ki Birliğimizin ve Ziraat Mühendisleri Odamızın 70 yılına denk gelen bu uzun tarih, ülkemizin, mesleğimizin ve halkımızın yararına mücadeleyle geçti. 

Bu yetmiş yıl boyunca  ülkemizin ve halkımızın geleceği için, hiç durmadan çalışan, üreten tüm üyelerimizi ve Oda yöneticilerimizi yürekten kutluyorum.

İnanıyor ve biliyorum ki bundan sonra tüm kadrolarımız ve meslektaşlarımızla dayanışmayla,  taşın altına elimizi koymaktan çekinmeden, bilim ve tekniğin yol göstericiliğiyle, mesleğimiz, meslek alanlarımız ve ülkemiz için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Toplumcu duruşumuzdan asla geri adım atmayacağız. Mesleki çıkarlarımız ile toplumun ortak çıkarları arasında güçlü ve ayrılmaz bağlar kurmaya devam edeceğiz.

Yayınladığımız raporlarla, düzenlediğimiz kongre ve sempozyumlarla, açtığımız kamu davalarıyla, yaptığımız basın açıklamalarıyla meslek alanlarımızda yürütülen politika ve uygulamaların ülkemiz ve halkımızın yararına şekillenmesi için tüm gücümüzle çabalayacağız.

Birileri rahatsız olsa da, ilericiliği, çağdaşlığı, laikliği, eşitliği, özgürlüğü, barışı, kardeşliği, emeği ve alın terini tüm gücümüzle savunmaya devam edeceğiz.

Sizlerle aynı mücadelenin parçası olmaktan, hiç tereddüt etmeden aldığımız sorumluluklardan, ülkemizin ve mesleğimizin geleceği için birlikte çalışmaktan gurur ve mutluluk duyuyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

Türkiye tarihinin en büyük, en sarsıcı ekonomik krizlerinden birini yaşıyoruz. Maliye Bakanının süslü söylemleri, TÜİK’in şaibeli verileri ile gizlenmek istese de gündelik hayatımızın her alanında, gündelik hayatımızın her anında krizin etkilerini iliklerimize kadar hissediyoruz.

Hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk bütün toplum kesimlerinin yaşamını tehdit eder hale geldi.

Beslenme, barınma, sağlık ve eğitim  gibi en temel hak ve ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz durumdayız.

Sizleri rakamlara boğmak istemiyorum ama, birakınız ENAG’ın ve DİSK Araştırma Merkezinin paylaştığı rakamları, TÜİK’in gerçeklikten uzak ve kamuoyu nezdinde güvenirliği olmayan verilerinden ortaya çıkan tablo bile bunu en net biçimde gözler önüne sermektedir

TÜİK verilerine göre; yıllık gıda enflasyonu %43,58 olurken, alt başlıklara bakıldığında bu oranın taze balıkta %79,69, taze sebzelerde , %73,62, kuzu etinde %62,64, taze meyvelerde %61,94 oranlarına ulaştığı  görülmektedir.

Gelinen noktada bırakınız gönenç içerisinde yaşamayı, ülkemiz insanlarının  %22`si, yani her dört  yurttaşımızdan biri  yeterli, gerekli ve sağlıklı gıdaya dahi ulaşamaktadır. Halkımızın %8,5’i ise açlık sınırındaki gelirleriyle yaşam mücadelesi vermektedir.

Sevgili Konuklar,

Ülkemizin ve halkımızın içerisine düşürüldüğü bu utanç verici durum yıllardır uygulanan dışa bağımlı yeni liberal politikaların kaçınılmaz bir sonucudur.

Hepinizin bildiği gibi ikinci yüzyılının ilk aylarını yaşadığımız Cumhuriyetin en önemli hedeflerinden birisi de üreten, sanayileşen, tarımda kendi kendine yeten ekonomik ve toplumsal anlamda kalkınmış bağımsız bir ülke yaratmaktı.

Ancak 1980’li yıllardan itibaren kesintisiz bir şekilde uygulanan “özelleştirme”, “kuralsızlaştırma” ve “ticarileştirme” uygulamaları ile toplumsal kalkınma anlayışından neredeyse tamamen vaz geçildi.

Aynı süreçte eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi kamu hizmetleri de ticarileştirilerek birer rant kapısı haline dönüştürüldü.

Bütün bunların anlamı, 1930’lardan itibaren ülkede yaratılan tüm zenginliklerin, tüm yatırımların özel sektöre devriydi.

Bu yıkım ve talan süreci  kamu kaynakları ve olanaklarıyla inşa edilen,  sanayi tesislerimizin, tersanelerimizin, limanlarımızın, madenlerimizin sermayeye satışıyla sınırlı kalmadı

Ülke ekonomisi arazi rantı üzerine temellendirildi.

Ülke topraklarının tamamının, ormanlar, yaylalar, meralar, milli parklar ayrımı gözetmeksizin arsa olarak değerlendirildiği rant ekonomisinin egemen olduğu bir süreç yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.

Bu vahşet düzeyindeki saldırıya en çok da tarımsal alanda tanıklık ettik.

Tarımsal üretimi ve çiftçileri desteklemeye yönelik olarak kurulmuş olan Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Zirai Donatım Kurumu, TEKEL, Türkiye Şeker Fabrikaları, TİGEM’ler, Azot Sanayi, Türkiye Gübre Fabrikaları ve Yem Sanayi gibi   çok sayıda kamu iktisadi teşekkülünün de bir kısmı özelleştiridi, bir kısmı kapatıldı.

Toprak Mahsulleri Ofisi gibi KİT`lerle birlikte, Tariş, Çukobirlik, Fiskobirlik gibi üretici kooperatif ve birliklerinin ise içleri boşaltılarak işlevsizleştirildi.

Tarımsal alana yönelik sübvansiyonlar kaldırıldı.

Bu durum kaçınılmaz  olarak tohum-mazot-gübre gibi temel girdilerin aşırı pahalanmasına ve  küçük üreticiliğin bitirilmesine  neden oldu.  Ülke nüfusu artarken kayıtlı çiftçi sayımız ve tarım arazilerimiz ciddi düzeyde azaldı.

Sonuçta, bir zamanlar kendi kendisine yeten ülke olarak övündüğümüz ülkemiz, gıda ve tarım alanında büyük oranda dışa bağımlı bir ülke haline sokuldu.

Sevgili Arkadaşlar,

Toplumsal hayatın kuralsız, denetimsiz bir şekilde sermaye kesimlerinin ve piyasanın insafına teslim edildiği bu neoliberal politika ve uygulamalardan ivedilikle vazgeçilmesi gerekiyor.

Çünkü bu sınırsız ve denetimsiz rant düzeni ve yağma anlayışı sadece ekonomik değerlerin ve imtiyazların belirli kesimler elinde toplanmasıyla sınırlı kalmıyor.

Beslenme gibi insan doğasınının en temel ihtiyacını bile gideremeyecek ve bu konuda tamamen dışa bağımlı bir ülke konumuna sürükleniyoruz.

TMMOB ve bağlı Odaları olarak bizler, yıllardan beri sanayileşmeden madencilik politikalarına, enerjiden tarıma, eğitimden sağlığa, şehirleşmeden turizme kadar her alanda kamucu  bir anlayışla planlı politikalar geliştirmesini savunuyoruz.

Eksenine insan ve doğa yerine daha fazla kar ve piyasa egemenliğini oturtan neoliberal politikalara kesinlikle karşıyız.

Bağımsız bir ekonomi, öz kaynaklara dayalı sanayileşme, tam İstihdam ve toplumsal refah bütünlüğü için mücadele ediyoruz.

Özellikle tarımsal anlamda dışa bağımlılığın ortadan kaldırılmasını açlık ve yoksulluğun önüne geçilmesinin en önemli unsurlarından biri olarak görüyoruz.

Bunun için daha önce çeşitli defalar dile getirdiğim bazı önlemlerin altını bir kez daha çizmek isterim:

  • IMF ve Dünya Bankası ile Dünya Ticaret Örgütü`nün ülkemiz tarımı ve kırsal yaşam üzerindeki, genel düzenleyici işlem yapma yetkisi kaldırılmalı, her türlü dayatma reddedilmelidir.
  • Avrupa Birliği kapsamında önerilen "Ortak Tarım ve Gıda Politikası" gibi Türkiye`nin gıda ve tarım sektörünü piyasalaştıran neoliberal yasalar kaldırılmalı. Köylü ve tüketiciden yana olan yasalar yürürlüğe sokulmalıdır.
  • Su ve toprak gibi hayati öneme sahip doğal kaynakların korunması için gerekli yasal  önlemler alınmalı ve sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
  • Toprak mülkiyeti yeniden düzenlenmeli, küçük üreticiye destek sağlanmalı, toprak ve tarım reformu yapılmalıdır.
  • Tarımda destekleme kurumları korunmalı, kapatılanlar yeniden açılmalı, tarımsal sanayiler ve çiftçilik geliştirilmelidir.
  • Tarım üreticileri doğru yöntemlerle desteklenip, üretim süreçlerinde tutulmaya çalışılmalı, tarımsal AR-GE' ye daha fazla yatırım yapılmalı, tarımsal ürün planlaması yapılarak israf önlenmeli, toprağı işlemede aile işletmelerine öncelik verilmelidir.
  • Tohumlara bedelsiz erişim garantisi sağlanmalı, yerel üretim ve temel gıdalara öncelik verilmeli, köylerin mal varlıklarına el koyan Büyük Şehir Yasası lağvedilmelidir.
  •  Köylü ve çiftçi düzeyinde sendikalaşmanın önü açılmalı, üreticiden tüketiciye aracısız mal sağlayan ekolojik üretim-tüketim kooperatifleri desteklenmelidir.
  • Ülkemizde sürdürülebilir bir tarımsal üretimin sağlanması, gıda güvenliğinin korunması, halkın sağlıklı gıdaya erişebilmesi için üretici ile mühendisin bağımsız bir tarım-besin modeli altında dayanışma içinde çalışacağı bir zemin yaratılmalıdır.
  • Çok sayıda donanımsız üniversite ve bölüm açmak politikası terk edilmeli, mevcut bölüm ve fakültelerin eğitim kadrosu, kütüphane, derslik, laboratuvar, yurt  vb. altyapı eksiklikleri tamamlanmalı, ülkenin gereksinim duyduğu sayı ve nitelikte teknik eleman yetiştirilmesi birincil öncelik olmalıdır.

Değerli Arkadaşlar,

Tarım sektöründe yapısal sorunların çözülemediği, üreticilere diğer ülkelerdeki üreticilerle rekabet edecek destekleme ve koruma sistemleri oluşturulmadığı, sektör emek-bilgi-üretim temelinde çağdaş bilgi ve teknolojiyle buluşturulamadığı ve üretim maliyetleri düşürülmediği sürece, ülkemizde tarımda üretkenlik ve verimlilik sorununun çözülemeyeceği ortadadır.

Yasa değişiklikleri, özelleştirmeler, tarım ve gıda alanındaki kamu kurumlarının tasfiyesiyle yaşanan talan süreci, çiftçilerimizin ve köylülerimizin hayatını olumsuz etkilediği gibi, kentlerde yaşayanların ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimini de engellemektedir.

Her sıkışılan anda ithalata sarılmakla gıda enflasyonu düşmez, çözüm ülkemizdeki üreticiyi ve üretimi koruyan somut politikalarla sağlanabilir.

Yaşadığımız sorunları çözebilmek için kamucu tarım politikaları ve planlı bir tarım yönetimine ivedilikle ihtiyaç duyduğumuz açıkça ortadadır.

 Bir hafta sürecek kongremizde dile getirilecek görüşlerin ve  yürütülecek tartışmaların bu doğrultuda politikaların geliştirilmesine hizmet edeceğine inanıyorum.

Açlığın, yokluğun ve yoksulluğun son bulduğu, sağlıklı, savaşsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Etkinliğimizin başarılı geçmesini diliyorum.

Emin Koramaz
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı