ZMO "KIRMIZI ET BUNALIMI PANELİ" SONUÇ BİLDİRGESİ YAYIMLANDI
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Türkiye Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği ve Ankara Zootekni Derneği ile birlikte 25 Mayıs 2010 tarihinde düzenlediği "Kırmızı Et Bunalımı Paneli" sonuç bildirgesi yayımlandı.
"KIRMIZI ET BUNALIMI PANELİ" SONUÇ BİLDİRGESİ
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği ve Ankara Zootekni Derneği ortaklığında 25 Mayıs 2010 günü A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlık Konferans Salonunda "Kırmızı Et Bunalımı" isimli bir panel düzenlemiştir. Panele, yukarıdaki ilk üç kurumun temsilcilerine ek olarak SETBİR (Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği), Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği temsilcileri de katılmışlardır. Yaklaşık dört saat süren panelde yapılan değerlendirmeler ve öneriler aşağıdadır.
- Türkiye‘de 2009 yılının son aylarından itibaren koyun ve sığır eti fiyatının çok arttığı, ardından da fiyat artışının sadece sığır eti için geçerli olduğu havası yaratılmıştır. Bunu takiben de sığır eti ithalatının mı, canlı hayvan getirmenin mi, yoksa her ikisini birden yapmanın mı daha uygun olacağı tartışılmaya başlanmıştır. Nihayet 28 Nisan 2010 tarihinde Et ve Balık Kurumu (EBK), Bakanlar Kurulu Kararını beklemeden, üç mezbahası için ihale açtığını duyurmuş ve canlı erkek sığır alınacak ülkeleri Estonya, Litvanya, Letonya ve Macaristan olarak sıralamıştır. Ardından 30 Nisan 2010 tarihli resmi gazetede yer alan 2010/373 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, 2010 yılı içerisinde, 16 000 ton kasaplık canlı sığır (yaklaşık 30 000 baş), 7500 ton da donmuş ya da taze sığır eti (25-30 000 baş sığıra eşdeğer) ithalatına izin verilmiştir. Kararname yayınlanır yayınlanmaz, ABD (Teksas, Alabama ve Washington eyaletleri hariç), Brezilya (Parana bölgesi hariç), Uruguay, Arjantin (Corrientes ve Misiones bölgeleri hariç) ve Şili‘den 5000 ton kasaplık canlı sığır ithal etmek için 6 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilecek ikinci ihalenin duyurusu yapılmıştır. İlk iki ihale, sonuçlandırıldıktan kısa bir süre sonra, çeşitli nedenler ileri sürülerek iptal edilmiş ve 20 Mayıs 2010 günü 8000 ton canlı sığır ithalatı için üçüncü ihale yapılmıştır. Üçüncü ihalede, ithalat yapılabilecek ülkelere Norveç ve İzlanda‘da dahil edilmiştir.
- İthalat için bu denli hızlı ve kararlı olunması, ilgili çevrelerin pek çoğunda önce kasaplık sığır ardından da et ithalatını sürekli kılacak bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Bu yolu açmak ve ithalata süreklilik kazandırmak Türkiye‘yi sadece kırmızı et üretiminde değil süt üretiminde de pek çok sorunla karşı karşıya getirecektir. Öncelikle pek çok besici iflas ederek üretimden çekilecektir. Bunu izleyen süreçte, kırsal alanda zaten yükselmekte olan işsizlik ve açlık iyice artacaktır. İthalata karar verenlerin beklentilerinin aksine, ithalat sürdürülse de, et ve süt fiyatları kısa sürede bugünkü değerlerinin çok üstüne çıkacaktır.
- Türkiye‘de kırmızı et fiyatlarının yükselmesinin sorumluları, zaman zaman söylendiği gibi, sığır yetiştiricisi ya da besici değildir. Bunun aksini savunanlar sorumluların açığa çıkarılıp cezalandırılmasına çalışacak yönetim gücüne sahiptirler ve bunu yapmalıdırlar.
- Kırmızı et fiyatının artışının temel nedeninin Türkiye‘de koyun, keçi ve sığır sayısının hızla azalmasına bağlı üretim düşüklüğü olduğu ve hayvan varlığındaki erozyon durdurulmadıkça, sorun büyüyerek devam edeceği kabul edilmelidir. Gerçekten de kırmızı et piyasasının daraldığı bir dönemde fiyat artışı olması ülkenin üretim gücünün iyice düştüğünü göstermektedir. Soruna bu tespiti dışlayıp, hayvan sayısında ciddi azalmalara yol açan yanlış politikaları göz ardı ederek çözüm üretmeye çalışmak, sağ kolu kırılanın sol bacağını alçıya almak gibi bir etki yaratacak ve başta üreticiler olmak üzere sektörün üretim ayağındaki unsurları büyük zarar görecektir.
- EBK mezbahalarında geçerli olan fakat özel sektör mezbahalarında yapılan kesimlere ödenmeyen 1,5 TL/kg desteğin de fiyat artışını tırmandıracak etkisi olduğu düşünülmelidir.
- Toplumu ithalata ikna etmek veya ithalat ister hale getirmek için, sıklıkla ABD ve AB ülkelerinde 2-3 dolar veya 2-3 avro olan etin Türkiye‘de 30-40 TL olduğu söylenmiştir. Bu bilgiler doğru değildir ve bu husus hızla kamuoyuna duyurulmalıdır. ABD‘de sığır eti perakende fiyatının 5-12.5 dolar yani 8.0-20.0 TL arasında değişmekte, İngiltere‘de but eti 12.5 pound, yani 29 TL, bonfile de 28 pound yani 64 TL‘ye satılmaktadır. Fransa‘da antrekot 18.6 avro/kg (36.5 TL/kg), kıyma da 8.71 avro/kg (17.1 TL/kg)‘dır. EBK‘da ise bonfile 34.90 TL, dana pirzola 26.90 TL, kıyma da 18.00 TL‘ye tüketiciye ulaştırılmaktadır.
- Başka ülkelerle fiyat mukayesesi sadece ürünler değil, bitkisel ve hayvansal üretimin temel unsurları bakımından da yapılmalıdır.
- İthalat Türkiye‘nin yeni karşılaştığı, sonuçlarını ve etkilerini bilmediği bir konu değildir. Ama yaklaşık 15 yıl öncesinin unutulmuş olması kaygı vericidir. Gerçekten de Türkiye 1995 ve 1996 yıllarını arasında yaklaşık 125 000 baş gebe düve, 470 000 baş kasaplık sığır ve 50 000 ton et ithal etmiştir. Bu süreçte ve bunu izleyen yıllarda pek çok besici iflas etmiş, sayısız üretici hayvansal üretimden çekilmiştir. Benzer olumsuzluklar, belki de daha şiddetli olarak, ithalatı izleyen dönemde, 2010 ve 2011 yıllarında da ortaya çıkacaktır. Bu yönlü bir gelişme sadece hayvancılık sektörü için değil, Türkiye tarımı için de ciddi bir yıkım olacaktır.
- Türkiye toplam et üretiminde tavuğun payı %60‘a yaklaşmıştır. Bu durum dikkate alınarak, öncelikle ülkede kırmızı et üretim hızının artırılmasının gerekli olduğu benimsenmelidir. Bunun için öncelik koyun ve keçide olmak üzere hayvan sayısının artıracak önlemler alınmalıdır. Hayvan sayısını artıracak temel politikalar içerisinde hayvansal ürün fiyatlarında istikrar ve yeterlilik sağlamak ilk sıraya konulmalıdır. Bu amaca hizmet edecek yeni kurum ve kuruluşlar oluşturulabileceği gibi mevcut kurumlardan yararlanma yoluna da gidilmelidir. Yalnız EBK‘nın son dönemlerde yaptığı gibi, kurum karına odaklanmış birimlerin bu fonksiyonu layığı ile yerine getiremeyeceği bilinmelidir.
- Koyun ve keçi sayısını 2009 yılı değerinin iki katına çıkarmak, karkas ağırlığı aynı kaldığında bile, Türkiye kırmızı et üretimini 210 bin ton, yani var olduğu ifade edilen toplam kırmızı et üretiminin yaklaşık %25‘i kadar artıracaktır. Koyun ve keçi sayısı iki kat artırıldığında ulaşılacak değerler Türkiye‘nin 20-25 yıl önceki koyun ve keçi sayısından daha fazla olmayacaktır. Ancak İran‘ın koyun ve keçi varlığının %60‘ına yaklaşılmış olacaktır.
- Türkiye‘ye yeterli sığır eti üretebilmek için sığır varlığında sayısal artış sağlamak bir zorunluluktur. Bunun yolu, koşulları uygun olsun olmasın her yetiştiriciye inek dağıtmak değildir. Gebe düve talebi yaratmak için borçlanma koşullarını hafifletmek sadece borçlu çiftçi sayısını artırmamış, hastalıkların ülkeye dağılmasına ve düve fiyatlarının yükselmesine de yol açmıştır.
- Sığır sayısı yaklaşık 15 milyon başa yani bugün olduğu söylenenin 1,5 katına çıkarılır ve ortalama karkas ağırlığı %25 artırılabilirse - ikisi de mümkündür- Türkiye‘nin sığır eti üretimi bugünkünün yaklaşık iki katına ulaşmış olur. Bu iki önlem, yani koyun ve keçi sayısını iki katına çıkarmak ve sığır sayısını %50, sığır karkas ağırlığını da %25 artırmak, başka unsurlar değişmese de, ülke kırmızı et üretimini 900 bin tondan 1,6 milyon tona taşıyacaktır. Yani bugün kişi başına yaklaşık 12 kg olan kırmızı et üretimi, 80 milyon nüfuslu Türkiye‘de 20 kilograma yükseltilmiş olacaktır. Ülke yöneticilerinin hedefi şimdilik hiç olmazsa bu olmalıdır. Yoksa birkaç ay ucuz et sağlama iddiası ile yapılacak işler insanlarımızı bugünkünden daha aç ve yetersiz beslenir hale getirecektir.
- Sığır sayısını artırmayı öngören politikaların süt fiyatlarının düşmesine yol açması önlenmelidir. Aksi halde sığır sayısı bugünkü değerinin de altına düşebilecektir. Bunun için önce fiyatlara müdahaleye imkan veren bir süt piyasa düzeni oluşturulmalı ve ülkenin her yerinde, AB‘de bile tercih edilmeyen, yüksek süt verimli sürüler kurdurma çabasından vazgeçilmelidir.
- Hayvan hastalıklarının yaygınlığı ve düve dağıtımı yoluyla devlet eliyle yaygınlaştırılması, insan sağlığı yanında üretim ekonomisini çok olumsuz yönde etkilemektedir. Aşılama ile önlenebilir hastalıklar başta olmak üzere, Türkiye hastalıklar ile mücadelede başarısızlığa gerekçe üretecek noktayı geçmiştir. Ülke hayvan hastalıkları cenneti olma ayıbı ile yaşamaktan kısa sürede kurtarılmalıdır.
- Ülke sığırcılığının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere kullanma melezlemesiyle tanışması sağlanmalıdır. Yani çiftçiler, ineklerini zaman zaman etçi ırklarla tohumlaya ve doğacak erkek ve dişileri doğrudan et üretiminde kullanmaya teşvik edilmelidir.
- Türkiye‘yi yönetenler ve hayvansal üretimle ilgilenenler bu ülkede kırmızı et, özellikle sığır eti sorunun süt, süt sorununun da kırmızı et sorunu olduğunu anlamalıdırlar.
- Büyük çaplı ithalatın, özellikle koruma ve destekleme düzeyi düşük ülkelerde, büyük krizlere yol açacağı bilinmelidir.
- Kırmızı et fiyatlarının üreticileri zarar ettirecek seviyelere düşürülmesi, iflasları yaygınlaştırmakla kalmayacak, süt sığırı üreticilerinin buzağı gelirlerinin düşmesine ve izleyen dönemlerde daha yüksek tüketici fiyatlarına yol açacaktır.
- Temelsiz planlar yapmak ve stratejiler belirlemek yerine, edilgen olmayan, açık, anlaşılabilir ve ülke gerçeklerine uygun politikalar belirlenmelidir. Bu politikalar; bir siyasi görüşü, bir mesleği, birkaç tüccarı ya da belirli bir anlayışı gözeterek oluşturulmamalı ya da onlara feda edilmemelidir.
- Piyasa istikrarı sağlamanın üretim artışına katkısı, kısa süreli fiyat artışlarından daha yüksektir. Et ve süt piyasasında istikrar sağlayacak önlemler sadece hayvan sayısındaki erozyonu durdurmayacak, üretim ve sayı artışına da imkan verecektir. Üretim artış hızına bağlı olarak bir müddet sonra da fiyatlar Türkiye için makul seviyelere inecektir. Ama ithalat ve benzeri müdahaleler yapıldıkça, izleyen dönemlerde sadece üretim azalmayacak, her sefer kriz daha da büyüyecek ve derinleşecektir.
- İşleme ve pazarlama ayaklarındaki oligopol yapılaşmayı önlemeye ve bunun üretim ayağına taşınmasını engellemeye yönelik tedbirler alınmalıdır. Bunun için büyük alıcıların ve yaygın marketlerin tedarik şekilleri incelenmeli, kural dışı fiyat oluşturma çabalarını ortadan kaldıracak tedbirler alınmalıdır.
- Besiciye ödenen fiyat ile tüketicinin ödediği fiyat kıyaslanarak yapılan değerlendirmeler eksiktir. İlgililer bu konudaki eksikliklerini gidererek kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirilmelidir. Böylece çeşitli kesimler üzerindeki kuşkuların ne ölçüde gerçekçi olduğu da ortaya konmuş olacaktır.
- Hayvancılık politikalarını sosyal politikalar ile karıştırmak ne kırsal kalkınmaya ne de hayvancılığa yarar sağlar. Hayvansal üretimde arzulanan gelişmeyi sağlamanın hemen tek yolunun, üreticinin ürününün değerini almasını sağlayacak pazarlama ortamının, gelişmiş tüm ülkelerde de olduğu gibi, "serbest piyasa koşullarına rağmen" sağlanması olduğu akıldan çıkartılmalıdır.
- Türkiye‘de hiç olmazsa iller düzeyinde üretim sistemlerini tanımlayarak bu sistemlere uygun damızlıklar geliştirilmelidir. Fakat bunun için öncelikle, AB‘ye uyumun gereği gibi göstererek, hayvan ıslahı yasasını kaldıran ve yapay tohumlamayı hayvan ıslahı sanan anlayıştan vazgeçilmelidir. Aksi halde Türkiye, kulak numarası takıp sığır suni tohumlamacılarına kazanç sağlamayı hayvan ıslahı sanma yanılgısından kurtulamayacaktır.
- Küçük ölçekli işletmelerin varlığını koruyacak politikalar, Türkiye kırmızı et üretiminde istikrara katkı sağlayacaktır.
- Hayvan tanımlama ve izlemede yapıyor gibi görünmekten vazgeçilmeli, teknolojik düzeyi yüksek bir sistem kurulmalı ve sistemin güncellenme hızını yükseltecek önlemler alınmalıdır.
- Yöneticiler ve teknik kadrolar, hayvansal üretimde yanlış bir kararın sonuçlarının kısa sürede, doğru kararların sonuçlarının da birkaç yıl sonra ortaya çıkacağını kabul etmeli ve üretimi bırakanların büyük çoğunluğunun tekrar başlamalarının mümkün olmadığını bilmelidirler.
- Hayvansal üretimde bulunanların büyük bir bölümünün üretimden ayrılmalarının kırsal kalkınmayı engelleyip, ekonomik ve sosyal sorunları büyüteceği unutulmamalıdır.
ELDEN GELEN ÖĞÜN OLMAZ, OLSA DA ZAMANINDA BULUNMAZ!


