COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ HAKKINDA TMMOB DEĞERLENDİRMESİ

07.02.2020

TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan "2512 Esas No.lu Coğrafi Bilgi Sistemleri İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi" hakkında TMMOB Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan değerlendirme 7 Şubat 2020  tarihinde kamuoyu ile paylaşıldı.

COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ HAKKINDA TMMOB DEĞERLENDİRMESİ

13 Ocak 2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan ve hemen ardından Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda görüşülerek kabul edilen, 3194 Sayılı İmar Kanunu, 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu gibi pek çok kanunda değişiklik öngören “2512 Esas No.lu Coğrafi Bilgi Sistemleri İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’na iletilmiştir.

2512 Esas No.lu Kanun Teklifi; aşağıda listelenen 10 Kanunun 34 maddesinde değişiklik getirmektedir;

  • 775 Sayılı Gecekondu Kanunu
  • 1164 Sayılı Arsa Üretimi Ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun
  • 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu - İvedi Yargılama Usulü Madde 20/A
  • 3194 Sayılı İmar Kanunu
  • 3414 Sayılı 775 Sayılı Gecekondu Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 3.5.1985 Tarih Ve 247 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname İle Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 16.8.1985 Tarih Ve 250 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun
  • 3621 Sayılı Kıyı Kanunu
  • 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun
  • 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu
  • 5368 Sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri Ve Büroları Hakkında Kanun
  • 5543 Sayılı İskân Kanunu

Teklif ile getirilen düzenlemelerin önemli bir bölümü, yapı ve inşaat sektörüne sermaye akışının sürdürülmesini sağlayacak değişiklikleri içermekte; teklif isminde yer alan Coğrafi Bilgi Sistemleri ile ilgili ise yalnızca tek maddelik bir düzenleme önerilmektedir.

Anayasa; tarihsel, kültürel ve doğal değerlerin korunması, tarım arazilerinin ve orman alanlarının korunması, kent ve planlama politikalarının kamu yararına geliştirilmesi için Devleti gerekli tedbirleri almakla görevlendirmiş, bunun için gerekli yasaları koymak ve önlemleri almakla yükümlü kılmıştır. Bu çerçevede yapılı çevrenin sağlıklı ve kamu yararını gözeten politikalar çerçevesinde üretilmesi, kamu yönetiminin, merkezi ve yerel yönetimlerin, meslek mensuplarının, meslek kuruluşlarının ve ilgili tüm kesimlerin ülke adına ortak sorumluluğudur.

İlgili mevzuatın uygulayıcısı ve kullanıcısı olan kesimlerin; hazırlık, bilgilendirme, istişare, görüş ve önerilerin değerlendirilmesi süreçlerine dâhil edilmedikleri bu teklif; ilgili meslek odaları, üniversiteler ve kamu kurumlarının katılımı olmaksızın hazırlandıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iletilmiştir. Teklifin hazırlanış yöntemi, usul yönünden hukuka ve demokratik katılım ilkelerine aykırıdır.

Şehircilik alanında uygulamada karşılaşılan sorunları çözmek, kaçak yapılaşmanın önüne geçmek ve yapıların denetimini kesin kurallara bağlamak gerekçeleriyle yapılan düzenlemeler esasen, planlama bütünlüğünü yok saymakta, kaçak yapılaşmayı teşvik etmekte ve yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlayarak merkezileşmenin önünü açmaktadır.

Teklif ile yayımlandığı tarihten bugüne sık sık değiştirilen imar mevzuatı aynı anlayışa devam edilerek parçacıl olarak ele alınmakta; yapılaşmayı artıran, yenileme amacı dışındaki dönüşüm uygulamalarını yaygınlaştıran, teknik ve sosyal altyapıların standartlarını düşüren, mesleki uzmanlık ve yetkinlikleri önemsizleştiren ve işlevsizleştiren, nitelikli mesleki hizmetlere erişimi kısıtlayan, mesleki hak ve yetkileri sınırlandıran uygulamalar sürdürülmektedir.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi zorunludur. Kanun teklifi ile kıyılarda yapılaşma yasağı getiriliyormuş gibi görünmekle birlikte; millet bahçeleri projelerine ve iskele yapımına izin verilmekte ve böylece kıyılar imara açılmaktadır. Bu düzenleme Kıyı Kanununa ve Anayasaya aykırıdır.

Yine Kıyı kanunda yapılan bir başka hukuka aykırı durum da, istinai durum da, Bitlis Ahlat’da yapılması amaçlanan Saray inşasına ilişkindir. Açıktır ki, söz konusu alanda inşa edilmesi öngörülen resmi kurum herhangi bir kamu yararına binaen ortaya çıkmamıştır. Siyasi iktidarın bölgede mekansal temsilini amaçlayan Van Gölü kıyısındaki “Saray”’ sadece bir güç sembolü niteliğindedir. Dahası, AKP iktidarı boyunca korunan ve korunması gereken alanlara el konulması ve bu alanların yapılaşmasına dönük uygulamaları da düşünüldüğünde, bu alana özgü yasa değişikliğinin de sembolik bir politika ürünü olduğu söylenebilir. İdari işlem niteliğindeki bu yasa değişikliği doğal alanların tahribi yoluyla gerçekleştirilmek istenen müdahalelerden biridir.

Mevcut yapı denetim mevzuatı ve sistemi kapsamında kamu adına yürütülmesi gereken yapı üretim sürecine dair kamusal ve hukuki denetim yerine getirilememektedir. Kanun teklifiyle sistemin bütüncül olarak giderilemeyen kusurları parçacıl düzenlemelerle giderilmeye çalışılmakta; Yerel ve merkezi yönetimlerce yerine getirilmeyen denetim süreçlerine dair sorumluluklar meslek odalarına ve meslek mensuplarına yüklenmekte, meslek odaları yapı denetim süreçlerinde cezalandırma aracı olarak tariflenmektedir.

Yapı denetimi ve yapı üretim sürecinde uygulanacak politikalar ve getirilecek düzenlemeler, ilgili tüm kesimlerin katılımıyla ilgili mevzuatın ve sistemin tamamı ele alınarak gerçekleştirilmelidir.

Teklifle getirilen; planlama süreçlerinde parsel bazında düzenleme ve değişiklik yapılması, yükseklik serbestîsinin kaldırılması gibi değişiklikler olumlu görülmekle birlikte bu alandaki yetki kısıtlaması yalnızca yerel yönetimleri kapsamakta; merkezi idarenin TOKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın yetkileri devam etmektedir.

Bu düzenlemeler teklifteki; parsel bazında plan değişikliği, yükseklik serbestisi, gecekondu alanlarında yıkım ile ilgili maddelerde açıkça görülmektedir. Yerel idarelerin yetkileri alınırken; merkezi idarenin yetkileri korunmakta, merkezi idarenin uygulayacağı iş ve işlemlerin maliyetleri de yerel idarelere ve ilgili kurumlara bırakılmakta, merkezileşme politikaları çerçevesinde yerel yönetimlerin yetkileri giderek daha fazla sınırlandırılmaktadır.

Ülkemizde 2018 yılındaki düzenlemelere kadar, gecekondu yapımının önlenmesi, ruhsatsız yapıların yıktırılması, bina yapımını teşvik, kanunları binalara uydurmak gibi gerekçelerle yetmiş yıl içinde on iki kez çıkarılan imar afları ile yapılı çevrenin kaçak ve kanunlara aykırı yapılaşmayla biçimlenmesi adeta kamusal politika haline gelmiştir. Kanun teklifi ile getirilen düzenlemeler eliyle ayrıcalıklı imar hakları, çok hukuklu imar düzeni, kaçak yapılaşma ve koruma alanlarında tahribat gibi pek çok soruna sebep olan son imar affı uygulamasıyla ortaya çıkan sorunlar artırılacaktır.

Sonuç olarak;

Katılımcı süreçlerden uzak olarak hazırlanan; mimarlık ve şehircilik bilimine müdahale eden, mevzuat hazırlama esaslarına uymayan, ilgili kesimlerin sürecin başından itibaren dâhil olmadığı, imar mevzuatını parçacıl olarak ele alan, yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlayarak merkezileşmeye yönelik değişiklikler içeren, kıyıların ve koruma altındaki alanların imar açılmasını öngören, kamusal ve hukuki denetimi yok sayan, kaçak yapılaşmayı özendirerek çok hukuklu imar düzeninin getirdiği sorunları artıracak olan “2512 Esas No.lu Coğrafi Bilgi Sistemleri İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” geri çekilmelidir.

 

Madde Bazlı Değerlendirmeler

KANUN TEKLİFİ 1.MADDE

Kanun teklifinin “Coğrafi verilerin toplanması, üretimi, paylaşımı ile mali ve cezai hükümler” başlıklı maddesi ile gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin Türkiye’ye ait Ulusal Coğrafi Veri Sorumluluk Matrisi kapsamındaki coğrafi verileri toplaması, üretmesi, paylaşması veya satması Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın iznine ve ücrete tabi kılınmıştır.

Düzenlemedeki gibi bir izin ve fiyatlandırma politikası CBS sektörünü baştan aşağıya yıkacak ve ülkemizi yabancı şirketlere mahkûm edecektir. Çünkü bu maliyetler ancak yabancı sermayeli büyük şirketler tarafından karşılanabilecek maliyetlerdir. Bu firmalar bu maliyetleri karşıladığında kar marjları adına izleyecekleri yollardan biri sundukları servis bedellerini yükseltmek olacaktır. Bunun sonucunda da ülkemiz kullanıcıları servisleri olması gerekenden daha yüksek maliyetlerle kullanabileceklerdir. Bu durum hem tekelleşmeye yol açacak hem de kamu ve özel sektörün iş yapma maliyetlerini arttıracaktır.

Öte yandan düzenleme, ülkemizde açık veri ile iş yapılmasının ve ticari ürün geliştirilmesinin önünü hızla kapatacaktır. Bu haliyle de bugün bütün Dünya’da yeni ekonomik değer yaratmanın en önemli araçlarından biri olarak kabul edilen “start-up” (KOBİ)’ların ülkemizdeki gelişimini engelleyecektir.

KANUN TEKLİFİ 2.MADDE

775 Sayılı Gecekondu Kanunu

Ek Madde 6

Kanun teklifinde getirilen düzenlemeyle; 775 Sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda belediyelerin yetkilerine müdahale edilerek kısıtlanmakta olduğu görülmektedir.

Ancak Kanun Teklifinin 18.Maddesinde yer alan düzenlemeyle birlikte değerlendirildiğinde; 775 sayılı Gecekondu Kanunu ile belediyelere verilen yetkilerin de yürürlükten kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Yerel yönetimlerin yetkilerine yönelik düzenleme demokratik ilkelerle bağdaşmamaktadır.

KANUN TEKLİFİ 5.MADDE

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu

Madde 20/A-İvedi yargılama usulü

Teklifte getirilen düzenlemeyle; imar planları ve arsa ve arazi düzenleme işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar hakkında ivedi yargılama usülü uygulanacaktır.

Bu kapsamda kanunda üst makama başvuru yolu kapalı olduğundan; idarenin işlemi düzelterek değiştirmesi mümkün olmayacak, ilgili kesimlerce imar mevzuatına, planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı imar planları ve arsa ve arazi düzenleme işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarla ilgili işlemin kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istenemeyecektir.

Ayrıca kanun kapsamında alınan imar planları ve arsa ve arazi düzenleme işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar ile ilgili yürütmenin durdurulması hakkında verilecek kararlara itiraz edilemeyecek; telafisi güç ve imkansız zararlar doğacaktır.

KANUN TEKLİFİ 7.MADDE

İmar Kanunu

Madde 8- Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması

Teklif ile imar planlarında bina yüksekliklerinin serbest olarak belirlenemeyeceği düzenlenmiştir. Ancak plan tadilatları nedeniyle imar planları zaten geçersiz hale getirilmiş, mevcut planlarda serbest olarak belirlenmiş yükseklikler nedeniyle yapılı çevrede ulaşım, altyapı ve nüfus gibi alanlardaki yoğunluk artışı yaşanmıştır. Ayrıca bu düzenleme yalnızca belediyeler için değil, merkezi idarenin planlama yetkisi için de getirilmelidir.

Kanun teklifinde yer alan “Sanayi alanları hariç olmak üzere mer'i imar planlarında serbest (Yençok) olarak belirlenmiş yükseklikler; emsal değerde değişiklik yapılmaksızın çevredeki mevcut teşekküller ve siluet dikkate alınarak, imar planı değişiklikleri/revizyonları yapılmak suretiyle ilgili idare meclis karan ile belirlenir.” cümlesi 1/7/2020 tarihinde yürürlüğe girecek, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu düzenleme ile ilgili belediyelerince bir yıl içinde düzenlenemeyen yükseklikleri belirleme yetkisi Bakanlığa geçecektir.

Kanun teklifinde “imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir.” cümlesi yer almaktadır. Bu değişiklikle, kesinleşen imar planlarına göre 5 yıllık yasal süresi içerisinde İmar Kanunu ve yönetmeliklerine uygun olarak tamamlanan yapılar, bu imar planlarına ve/veya parselasyon planlarına karşı sonradan açılacak iptal davaları ve yargı kararları nedeniyle müktesep haklar bağlamında ciddi problemlerle karşı karşıya kalacaktır.

KANUN TEKLİFİ 9.MADDE

İmar Kanunu

Madde 28- Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması

Teklif ile getirilen “anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parselde ki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşürüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir.” yönündeki düzenleme gerek T.C. Anayasasının 35. Maddesine, gerekse imzalamış olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1 No’lu Protokolde yer alan “Mülkiyetin Korunması” hükmüne aykırıdır.

KANUN TEKLİFİ 11.MADDE

İmar Kanunu

Madde 28- Müelliflik, fenni mesuliyet, şantiye şefliği, yapı müteahhitliği ve kayıtlar

Teklif ile “Deprem afeti riskine karşı ileri tasarım yöntemleri ve teknolojileri gerektiren binaların projeleri, bu alanda Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelik çerçevesinde yeterli uzmanlığı haiz mühendislerin gözetiminde yapılır.” şeklinde bir düzenleme yapılmıştır.

Proje müellifliği için yetkinlik aranması olumlu olsa da bu konunun muhatabı Bakanlık değil gerek TMMOB yasasından aldığı yetkiyle gerekse meslek bilgisi, deneyimi, birikimi ve etik anlayışıyla belirli bir olgunluk düzeyine erişmiş olması nedeniyle ilgili Odalar olmalıdır. Nitekim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan aynı içerikli bir düzenleme olan “Tasarımın Kontrolü ve Gözetimi Tebliği”ne karşı TMMOB ve ilgili Odalarımız tarafından dava açılmıştır. Teklif ile söz konusu düzenleme yasallaştırılmış olacaktır.

KANUN TEKLİFİ 12.MADDE

İmar Kanunu

Madde 32-Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar

İmar mevzuatına aykırı yapılara ilişkin tapu kayıtlarına aykırılığa dair kayıt düşülmesi; imar afları ve düzenlemelerle teşvik edilen ve artan kaçak yapılaşmanın engellenmesine yönelik bir düzenleme değil sonuca yönelik bir düzenlemedir. İmar mevzuatına aykırı yapılaşmanın önüne geçilmesi ve sürecin bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir.

İmar mevzuatına aykırı yapılara ilişkin yıkım işlemlerinde Bakanlığın yetkili kılınması yerine yerel yönetimlerin yıkım işlemlerinin etkin hale getirilmesi gerekmektedir. Bu düzenlemede yetki Bakanlığa verilse de yıkım ve diğer işlemlerin maliyetleri yerel idarelere bırakılmaktadır.

KANUN TEKLİFİ 13.MADDE

İmar Kanunu

Madde 42- İdari müeyyideler

Kanun teklifindeki düzenlemeyle getirilen farklı idari para cezalarının uygulanması; eşitlik ilkesi bakımından hukuki değerlendirmeye muhtaçtır.

KANUN TEKLİFİ 15.MADDE

İmar Kanunu

Ek Madde 8

Kanun teklifi ile İmar Kanuna eklenen maddede; parsel bazında nüfusu, yapı yoğunluğunu, kat adedini, bina yüksekliğini artıran imar planı degişiklikleri yapılamayacağına yönelik düzenleme getirilmektedir. Ancak yılda yaklaşık 10.000 plan tadilatı nedeniyle imar planları zaten geçersiz hale getirilmiştir. Ayrıca bu düzenleme yalnızca belediyeler için değil, merkezi idarenin planlama yetkisi için de getirilmelidir.

Bu maddenin; 6306 Sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda, kamu yatırımları ile kamu mülkiyetindeki alanlarda, mazbut ve mülhak vakıflara ait alanlarda uygulanmamasına dair düzenlemeyle imar planlarında parsel bazında uygulamaların sürdürülmesi öngörülmektedir.

Parsel bazında plan değişikliğine izin verilmemesine karşın taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında imar planı değişikliği yapılabilmektedir. Bu değişiklik sonucunda oluşan artan değerinin tamamının değer artış payı olarak Bakanlığa yatırılması ve belediyelere belirli oranlarda aktarılması öngörülmektedir.

Böylesi bir yasa değişikliği, birincil koşulu kamu yararını sağlamak olan imar plan değişikliklerinin, bu ilkesel ve yasal bağlayıcılığını temelden tartışmaya açmaktadır. İmar Kanununun özüne ve amaçlarına aykırı bu durum kamu yararı ilkesini de yıpratacaktır.

Bu düzenleme, Plan değişiklikleriyle elde edilen “değer artışının”, bir başka ifadeyle “rantın”, kamuya bir pay verilmesi suretiyle meşruiyet kazandırılmasına hizmet edecektir. Rantın (ne oranda olduğu belli olmayan) bir bölümünün kamuya aktarılması, yapılan işlemin kamu yararına gerçekleştirildiği anlamına gelmemekte, tam aksine, kamu yararına aykırı işlemlerin yasalmışsasına uygulaması gibi hukuki bir soruna karşılık gelmektedir.

Devletin temel sorumluluklarından biri olan kamu adına mekan denetimi bu yasa değişikliğine konu uygulama ile piyasa koşullarına terk edilecektir.

Bununla birlikte yapılan değişiklik, plan tadilatlarının ancak kamu yararı amacıyla yapılabilirliği ilkesine zarar verecek; planın amacının, ilkesinin, vizyonunun korunmasının ve uygulanmasının olanaksızlaştıracak ve toplumda imar planlarının kamu idaresine payını aktardığı müddetçe, kolayca ve ivedi olarak, değiştirilebileceği yönünde bir algı oluşmasının önünü açacaktır. Yasa değişikliğinin öngördüğü uygulamanın sürekli olarak yapılması halinde planların bütünlüğü kökten zedelenecektir. Buna ek olarak, bu yasa maddesi değişikliği, kırsal-kentsel mekanların örgütlemesi yönündeki planlama ile gerçekleştirilen düşünsel ve teknik gerekliklerinin tümüyle göz ardı edilmesi anlamı taşımaktadır. Bu bağlamdaki ilgili yasal kurallara da aykırı olduğu görülmektedir.

 Mevcut imar mevzuatındaki düzenlemeler (7181 Sayılı Yasa ile getirilen) bu alanlarda yapı yapılmasına olanak sağlamaktadır. Bu alanların mutlak suretle yapılaşmaya açılmaması; yeşil alan veya park benzeri kamusal alan olarak değerlendirilmesinin sağlanması gereklidir.

KANUN TEKLİFİ 17.MADDE

İmar Kanunu

Geçici Madde 21

Kanun teklifinde; İmar Kanununa eklenen Geçici 16.Maddeyle getirilen imar affı kapsamındaki yapılarda güçlendirme yapılabileceği düzenlenmekte ve imar mevzuatı ile getirilen koşullardan bağımsız olarak ruhsatlandırılması öngörülmektedir. Söz konusu 16. Maddenin iptali talebiyle ilgili Odalarımız (Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Ziraat Mühendisleri Odası) tarafından dava açılmıştır. Bu davalar derdest olup, hukuka aykırı olan geçici madde 16’ya istinaden yeniden bir değişiklik yapılması ve geçici bir yasa değişikliği ile imar hakkı tanımlanması hukuki olarak doğru değildir. Diğer yandan ise, Madde 21’nin gündeme getirilmiş olması, imar affı uygulamasını kurallaştıran Geçici Madde 16’nın da hukuki sorunlarını açığa çıkarmaktadır.

Yine de, ilgili madde değerlendirildiğinde, imar mevzuatına aykırı bu yapıların güçlendirilmesine dair sürecin nasıl yürütüleceği ve hangi kuruluşlarca denetleneceği belirsizdir. Mevcut yapı denetim sistemi içerisinde bu uygulama istisnalar oluşturacaktır.

Öte yandan, kaçak yapılara yapı kayıt belgesi verilmek suretiyle imar affından yararlanması sağlanırken bunun müktesep bir hak oluşturmayacağı ve yapı kentsel dönüşüme girene kadar geçici süreyle geçerli bir af olduğu belirtilmiştir.

Ancak her türlü kanun ve nizamdan bağımsız bu yapılara güçlendirme hakkı verildiğinde yapıların ekonomik ömürleri ve kullanım süreleri yenilenmiş olacaktır. Bu teklifin yasalaşması durumunda kanunsuz ve aykırı yapılaşmanın önü alınamayacaktır.

İmar mevzuatında belirli bir risk sırası ile tüm binaların deprem güvenliğinin belirlenmesini zorunlu hale getirilmeli, deprem dayanımı yetersiz çıkan binalar ya yenilenmeli ya da mevzuata uygun olarak güçlendirilmelidir.

Herhangi mimari ve mühendislik hizmeti olmaksızın, Anayasaya aykırı olarak gerçekleştirilen imar affı uygulaması ile yapılara verilen yapı kayıt belgeleri iptal edilmelidir. Bu yasal değişiklik esas alınarak yeni yasa değişikliği yapılması, yapılı çevre üzerinden siyasi rant amaçlayan imar affı uygulamasının problemlerini ortaya koymaktadır. Belirtmek gerekir ki, bu belge sahibi yapılar için ayrıca belediyelerin ve çevre şehircilik il müdürlüklerince denetimler yapılmalıdır. Bahse konu imar affı uygulamasının İmar Kanununa aykırılığı açıktır ve bu durum malikler tarafınca beyan edilmiştir. Bakanlık imar affı uygulamasından elde ettiği verileri kamuya açık olarak paylaşmalıdır. Çünkü yapısal ek(ler) veya değişiklikler yapılarak, yeni oluşan yapı durumu çevresel olarak risk içermektedir. İvedi olarak, bu yapıların İmar hukukuna aykırı tüm bölümleri için gerekli işlemler yapılmalıdır.

KANUN TEKLİFİ 18.MADDE

3414 Sayılı 775 Sayılı Gecekondu Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 3.5.1985 Tarih Ve 247 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname İle Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 16.8.1985 Tarih Ve 250 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun

Madde 1

3414 sayılı Yasa 775 sayılı Gecekondu Kanunu ile belediye sınırları ve mücavir alan sınırları içinde Kanun kapsamında yürütülecek işlemlerle ilgili Bakanlık yetkilerini belediyelere devretmişti.

Kanun teklifi bu düzenlemeyi içeren 1.Maddeyi yürürlükten kaldırmakta, yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlamaktadır. Bu düzenleme belediyelere yönelik, demokrasiyle bağdaşmayan bir yetki müdahalesidir.

KANUN TEKLİFİ 19.MADDE

3621 Sayılı Kıyı Kanunu

Madde 6-Kıyının Korunması, Yapı Yasağı, Kıyı ve Denizde Yapılacak Yapılar

Kanun teklifiyle kıyılarda yapılaşmanın engellenmesine yönelik düzenleme getiriliyor gibi görünmekle birlikte; esasen millet bahçelerinin yapımına, belirli hallerde iskana, inşaat yapımına izin verilmektedir.

Daha once yapılan millet bahçelerine yönelik uygulamalar ve mevzuat düzenlemeleri ile, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan imar planları ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çıkarılan Turizm Tesisleri Uygulama Yönetmeliği gibi, kıyılar imara açılmış ve yapılaşma koşulları değiştirilerek, emsal artışı getirilmiştir. Teklif ile getirilen değişiklikler, doğal alanların ve çevresel değerlerin korunması ilkesine aykırıdır. Yasal olarak da Kıyı Kanunu’na ve Anayasaya aykıdır.

KANUN TEKLİFİ 20.MADDE

3621 Sayılı Kıyı Kanunu

Ek Madde 2

7162 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazi Kanunlarda Değişiklik Yapilmasina Dair Kanun ile Kıyı Kanunu’na eklenen Ek Madde 2; Çandarlı, Rize İyidere ve Bitlis Ahlat için krokiler ile belirlenen alanlarda Kıyı Kanunun kıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümleri uygulanmayacağına dair istisna getirmiştir.

İlgili madde Anayasa Mahkemesinin 26/6/2019 tarihli ve E.:2019/35; K.:2019/53 sayılı kararı ile Anayasaya aykırı olduğu için iptal edilmiştir.

Kanun teklifi ile; Bitlis Ahlat’taki aynı alan için yapılaşmaya yönelik düzenleme yeniden getirilmekte; krokiyle belirlenen alanda imar planı kararıyla resmi kurum alanı yapılabileceği düzenlenmektedir. Kanun yapım ilkeleri ve kuralları uyarınca, kanunlar genel hukuki kuralları kapsamaktadır.

Söz konusu bu yasa maddesi değişikliği ile kroki ile tanımlanan bir alan istisnai olarak yasal sınırlılıklardan hariç tutulmaktadır. İstinai bu halin kurallaşması doğal, tarihi, kültürel alanlar gibi korunması gerekli alanlara dair kural koyucu yasal düzenlemelenin de parçacıl biçimde tahribine neden olacak bir tehlike arz etmektedir. Öte yandan, bu yasa maddesi değişikliği idari işlem niteliğinde olup alandaki kıyı alanlarının doğal koruma statülerinin gereği mutlak olarak yapılaşma yasağını aşmaya dönük bir işlemdir. Söz konusu alanda inşa edilmesi öngörülen resmi kurumun da herhangi bir kamu yararına binaen ortaya çıkmadığı tartışmasızdır. Siyasi iktidarın bölgede mekansal temsilini amaçlayan “Saray”’ sadece iktidarın egemenliğinin bir sembolü niteliğindedir. Bu amaçla bir yasa değişikliği kamu yararına aykırıdır. Başka bir ifadeyle böylesi bir yasa değişikliği koruma stütüsü olan diğer alanların değiştirilmesi ve siyasi iktidar çevrelerince el konulması amacıyla yapılabilir

KANUN TEKLİFİ 23.MADDE

4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun

Madde 8-İdari müeyyideler ve teminat

Kanun teklifi ile; yapı denetimi alanında uygulanan para cezalarında artış yapıldığı görülmektedir. Ancak mevcut yapı denetim mevzuatı ve sistemi kapsamında aksaklıklar yaşanan ve yerine getirilemeyen kamusal ve hukuki denetim süreçleri bütüncül olarak değerlendirilmemekte; cezalar caydırıcı olarak uygulanmayıp gelir elde etmeye yönelik düzenlenmektedir.

Ayrıca; meslek odalarının, mesleki faaliyetlerin imar mevzuatına ve ilgili düzenlemelere uygun olarak, gerekli bilgi, beceri ve yetkinliğe sahip uzman meslek mensuplarınca yerine getirilmesinin güvencesi olan kamu adına denetim yetkilerini kısıtlayıcı ve engelleyici; meslek mensuplarının hak ve yetkilerini sınırlayıcı düzenlemeler uygulanmaya devam etmektedir.

Kanun teklifi; yerel ve merkezi yönetimlerce yerine getirilmeyen denetim süreçlerine dair sorumlulukları yine meslek odalarına ve meslek mensuplarına yüklemekte, odaları denetim süreçlerinde cezalandırma aracı olarak tariflemeye devam etmektedir. 6235 Sayılı TMMOB Kanunu ile yetkileri düzenlenen meslek odalarına eşitlikçi, adaletli ve yetkiye dayalı sorumluluk tarifi yapılmamaktadır.

KANUN TEKLİFİ 24.MADDE

4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun

Madde 9-Ceza Hükümleri

Kanun teklifi ile görevini kötüye kullanma durumu “yeni iş almaktan men cezası uygulanmasını gerektiren fiiller” olarak tanımlanmış; şantiye şefi de sorumlular arasına dahil edilmiştir.

Yapı enetim sisteminin unsurlarından biri olan şantiye şeflerinin de ceza hükümlerine tabi kılınması tarafımızca olumlu bulunmaktadır.

Ancak sistemin sağlıklı işlemesi isteniyorsa halen uygulanmakta olan şantiye şeflerinin aynı anda beş ayrı yapım işinde görev üstlenebileceğine ilişkin mevzuat hükmü kaldırılmalı, sadece bir yapım işinde tam zamanlı olarak görev üstlenmesi sağlanmalı ve şantiye şefliği hizmetinin yapının niteliğine göre belirlenecek mühendis ve Mimarlar tarafından yürütülmesi zorunlu kılınmalıdır.

TMMOB YÖNETİM KURULU